SİYASET ÜZERİNE

gizligüclerxxDr.Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER

Türkiye’nin bugün geldiği bu çok kritik noktada, muhafazakâr düşünce ve siyasetin sosyal tabanını oluşturan kitleler, taşıdıkları siyasi düşünce kalıplarını yeniden gözden geçirmek ve bunu yaparlarken, öncelikle inançlarını, ana kaynakla karşılaştırmak, yaşanan tecrübeleri ve bugünün zaruretlerini dikkate almak zorundadırlar. Yeni siyasi yapılanmaların alabildiğine cirit attığı bugünlerde, böyle bir otokritiğin önemi daha bir öne çıkmaktadır.

Toplumumuz, takriben birbuçuk asır evvel Tanzimat Faciasını yaşadı. Böylece, sahip olduğu muhafazakâr düşünce zemininden uzaklaşmanın ilk adımlarını atmış oldu. O günden itibaren attığı her yeni adım, onu meşru zemininden uzaklaştırarak, günlük çıkarlarının peşinden koşan, batı hayranı, materyalist, inkârcı ve neticede köle ruhlu insanların çoğaldığı bir toplum haline getirmiştir.

Bu ruh kompleksine düşülünce, Batının üstünlüğünü simgeleyen ne varsa, modasından, kültürüne, kavramlarından, kurumlarına kadar hepsi gözü kapalı aktarılma yoluna gidildi. Buna karşılık, muhafazakâr düşüncenin, hayatı ihata eden uygulama  alanlarını daraltma, hatta yoketme eylemine hız verildi.

Bu tepeden inme eylemlerin, tabii olarak tepkisi de olmalıydı. Nitekim, 1950 ile başlayan süreçte, muhafazakâr düşüncenin entelektüelleri sistemi sorgulamaya gecikmedi. 1960 dan sonra bu sorgulama  güçlendi. 1970 den sonra da şekillenmeye başladı. Bu sorgulama “kendi uygulama zemini”ni kaybettiği için dayatma ve emrivakilerle getirilen yabancı düşünce zemininde yapılıyordu. Bu sebeple çalışmalar ister istemez büyük güçlüklerle yürüyordu.

Meşrutiyet, mecli-i mebbusan, halk oylaması, siyasi partiler, hukuk devleti, anayasa, laiklik, demokrasi gibi kavram ve kurumlar yeni düşüncenin yürütücüleri tarafından, topluma mutluluk, refah, huzur ve güçlü devlet nimetlerini sağlayacak tılsımlı kelimeler olarak sunulmuştu. Toplum yıllarca bu umutlarla yaşamış ve oyalanmıştır. Bu esnada gerek devlet imkânları ile beslenmiş, gerek eğitim yolu ile şartlandırılmış yeni entelektüel tipi ile baskı ve dayatmalarını sürdüren sisteme karşı aldatılma psikolojisi ile,  tepki vermeye başlayan kitleler, muhafazakâr düşüncenin kavram ve kurumlarını yeniden araştırmaya yöneldi. Aynı zamanda, sistemin dayandığı düşüncecenin kavram ve kurumlarını sorgulamayı hızlandırdı.

Bu tepkiler, sorgulamalar ve araştırmalar sürerken, muhafazakâr düşünce hareketi de büyümeye, olgunlaşmaya ve şekillenmeye doğru adımlarını hızlandırıyordu. Başlangıçta küçük küçük guruplar, dernekler, dergiler, gazeteler, talebe yurtları, Kur’an kursları, İmam Hatip okulları, cami yaptırma cemiyetleri etrafında sürdürülen faaliyetler zamanla siyasi biryapıya doğru uç vermeye başladı.

Siyasi Hareket öncüleri mevcut zeminde yerlerini alınca, ülkenin gündemine, adeta bomba gibi oturdu. Getirdiği öneriler, kullandığı sloganlar, umutsuzluğa düşmüş kitlelere yeni  heyecanlar ve umutlar veriyordu. “Önce Ahlak ve Maneviyat”, “Ağır Sanayi Hamlesi”, “Uşak değil, Lider Ülke Türkiye” ve daha nice mesajlar taşıyan afişler ülkenin tüm duvarlarını doldurdu. Bu bir sosyal  patlama idi. Bu ana kadar sistemin yürütücüleri sessiz ve derinden sürdürdükleri çalışmalarını, bu sefer yüksek sesle ve kendi hukuk sistemlerini zorlayarak yapma yolunu seçtiler. Kavgayı çok hırçın başlatmışlardı. Kâh zorlamarla parti kapatıyorlar, kâh siyaset hareket liderlerine siyaset yapma yasakları getiriyorlar. Bazen de siyasi partiyi içeriden ele geçirmek için provakotöri devreye sokuyorlardı. O da yetmeyince askeri darbe yaptırıyorlardı. Bunun için, 1960, 1970, 1980 ve 28 Şubat süreçlerini hatırlamak yeterlidir sanıyorum.

Muhafazakâr düşüncenin bertaraf edilmesi uğruna, topluma umut olarak sunulan kurum ve kavramlar dahi kendi tariflerinin dışına çıkartılmıştır. Önceden demokrasinin ve laikliğin temel unsurları olarak sunulan: ferdin inanma ve inancına uygun yaşama hürriyetleri, her türlü eğitim alma hürriyetleri, fikrini açıklama hürriyetleri ve ekonomik faaliyeti yürütme hürriyetleri gaspedilmiştir. Başörtülü, sakallı okumak ve geçimini sağlamak için çalışma hakları yasaklanmıştır. “Yeşil sermaye” yaftası ile engellenmeye çalışılmıştır.

Düşünce ve fikirlerini meşru zeminlerde açıklamak isteyenler bir bir zindanlara atılıyordu. Halbuki cezacı mantıkla problem çözme heveslilerin gayretlerinin beyhudeliği tarihi verilerle  kolayca  ispat edlelebilecek keyfiyette idi. Sisteme yöneltilen tenkid, muhalefet ve çözüm önerilerine kulak verilip toplumun sürüklendiği bu tehlikeli gidişe son verecek iyileştirme tedbirlerini ortaya koyması gerekirken, sistemin salikleri umursamaz bir tavırda, mütecaviz, hırçın ve karşı fikir sahiplerini ne pahasına olursa olsun yok etme ruh haletine bürünmüşlerdir.

Halbuki problem, sistemin toplumu getirdiği noktadadır. Ekonomiyi tutsak eden hortumcular, devleti sömürenler, bankaları boşaltanlar, toplumun aile yapısını berhava edip, gayri meşru yaşamaya heveslendiren medya patronu ve yardakçıları, ahlakı çökerten artist, manken, dansöz sfatlı aşufteler sistemin ürünleri değilmiydi?. Sistem durmadan suç ve suçlu üretiyor. Bela üstüne bela yağdırıyor. Bireyler şaşkına dönmüş, aileler dağılıyor, çocuklar ortada kalıyor, intiharlar artıyor. Toplumun mayasında gayri meşru yaşam, gayri meşru kazanç haram sayıldığı halde toplumda her geçen gün gayri meşru yaşamaya, gayri meşru kazanmaya zorlanan insan sayısı çoğalmaktadır.

Bütün bu engellemelere rağmen muhafazakar düşünce salikleri yeni mecralarda, yeni fırsatlarda bıkmadan, yorulmadan kendini geliştirerek, onların koyduğu yasalarda, onların kurduğu platformlarda kıran kırana yoluna devam ediyor. Bugün geldiğimiz noktada oyun daha büyük hedeflere doğru yöneldi. Karşı cephe artık başörtü, sakal, islami söylemleri yasaklama ve benzeri iddialarından vazgeçmek zorunda kaldı. Bugüne kadar Ekonomi, endüstri, Eğitim, askeri güç, medya hep karşı tarafın elinde ve güdümünde yürüyordu. Şimdi bu kurumlarda da merkez kayması yaşanıyor. Bu durum, karşı tarafın hayat memat meselesi sayılabilecek son noktadır. Tam bu tehlikeli gelişmeliri önlemek ve durdurmak için orta doğuyu yeniden dizayn etme çalışmalarına başlamış iken hepten oyunu kaybetme noktasına gelinmesi şirretliğini ve hırçınlığını en üst seviyelerine çıkartmış gözüküyor.

Ekonomi, endüstri, ticaret, medya, siyaset ve dinsel görüntülü kurum, kuruluş ve şahıslarını tek cephe haline getirerek son savaşı başlatmış durumdadır. Onun için her taraf toz duman içindedir. Korkunun ecele faydasının olmadığı gerçeği karşısında muhafazakar düşünce salikleri bu vartayı da atlatma azmi içerisinde ileriye doğru yürüyüşlerini devam ettirmek zorundadırlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*