Son zamanlarda Müslümanların birbirleri ile olan beşeri ilişkilerinde çoluk çocuk, anne baba, Karı koca, patron işçi, müdür memur, doktor hasta, öğretmen talebe….Bu ikilileri daha da çoğaltabiliriz. Bu ikililerin içerisinde hepimiz varız. Birbirimize küskün, kırgın hatta düşman duygular içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Biz böyle değildik. Böyle olmamalıydık. Bize ne oldu da böyle olduk? Bundan kurtulmak için bir çözüm yok mu? sorularına kendimce cevap arama hazırlığı içerisinde iken, Doç.Dr. Fethi GÜNGÖR kardeşimin gönderdiği son yazısı adeta, ancak bu kadar tavaffuk olur dedirtecek cinsden bir yazı oldu. Aynı duyguları paylaşmışız. Üstelik Mahsun, mazlum ve muhacir Suriye’li mütefekkir kardeşimiz Cevdet Said kardeşimizin de aynı duyguları paylaştığı yazısından alıntılarını içeriyordu. Ben ufak tefek eklemelerle bu yazıdan bazı cümle ve pasajları alıntılayarak bu yazımı tamamladım. Böylece, müştereken temel aldığımız ayet i Kerime ile başlıyorum.
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”(Fussilet 34)
Düşmanı samimi bir dosta dönüştüren tılsımlı şey nedir? İşte o, kötülüğe iyilikle karşılık vermektir diyor Rabbimiz. Ancak, insan kötülüğü iyilikle savuşturmaya ne vakit muvaffak olabilir? Bunun bir şartı olsa gerektir. İşte bu şart; bu ayeti Kerimenin ruhaniyetine sahip olabilmekten geçer diyorum.








