(KÂMİ ALATURKA GİDİYORSUNUZ) !..

Yazımın başlığı kelimesi kelimesine Turgut Özal’a aitt. Bu sözü 1978’lerde beni ziyarete geldiğinde ifade etmişti. O yıllarda,ozal bendeniz MSP koalisyon hükümeti döneminde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında Ağır Sanayi koordinatörlüğünden sorumlu müsteşar yardımcılığı görevinde bulunuyordum. Rahmetli Turgut Özal da Dünya Bankasında çalışıyordu.1965’lere dayanan ağabey kardeş ilişkimiz ve yüklendiğim görev sebebi ile Amerika’dan Türkiye’ye bir gelişinde Bakanlıktaki makam odamda ziyaretime gelmişti. Görüşmemizin ana konusu o dönemde yürüttüğümüz ‘’Ağır Sanayi Hamlesi ’’ idi.

Bu çalışmamızın Batıyı tedirgin ettiğini böyle devam ettiğimiz takdirde koalisyon hükümetinde daha fazla kalamayacağımızı kinayeli bir şekilde belirtiyordu. Ben de onun bu tedirgin ifadelerine gereken cevabı vermiş ‘’ Milli Görüş Harekâtının ‘’ temel umdelerinden biri olan ‘’Ağır Sanayi Hamlemizi’’ bütün koalisyon hükümet protokollarına taşıdığımızı, dolayısı ile bağımsız bir Türkiye için bundan başka çaremizin olmadığını, koalisyon ortaklarımızın kerhen bu politikamızı kabul ettiklerini, ancak her fırsatta Maliye Bakanlığı vasıtası ile ödeneklerini engellemeye çalıştıklarını, hükümetlerde daha uzun müddet kalamayacağımızı bizim de bildiğimizi, bu sebeple Ağır Sanayi projelerini halka mal edebilmek için biraz yüksek sesle bu çalışmalarımızı yürüttüğümüzü vurgulamaya çalışmıştım. Gel zaman git zaman , menfaat birliği yapmış iç ve dış güçler en son koalisyonu da bozmuş, dediği gibi, Milli Görüş hükümet dışında kalmıştı.

Yeni hükümette Turgut Özal Başbakan müsteşarı olarak göreve getirilmişti. Daha sonra 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi olmuştu. Darbe sonrası kurulan Bülent Ulusu başkanlığındaki darbe hükümetinde de Turgut Özal yine etkin görev almıştı. Milli Görüşün, ibreyi ‘’Lider Ülke Türkiye’’ İstikametine doğru kaydırmasına karşılık tekrar eski yeri olan ’’Uydu ve Köle Ülke’’ merkezine oturtmak için gerekli restorasyon çalışmaları tamamlanınca, tekrar demokrasi oyunu, yeni siyasi partiler eşliğinde başlatılmıştı.

Turgut Özal’a ANAP kurduruldu ve seçim kazandırma politikaları düzeni içerisinde tek başına iktidar yapıldı. Söz konusu görüşmemizde bana anlattığı kadarıyla, Turgut Özal kafasında kurduğu mantaliteye göre “Türkiye Batının jeopolitik kontrol bölgesi içerisindedir. Binaenaleyh, onunla ittifak kurmadan bu bölgede icraat yapılamaz. Ülkemiz ve ülke halkımız için dini, milli kafamızda ne kadar fikirler varsa, bütün bunları batının ana menfaat planları içerisinde, çaktırmadan ufak ufak tatbikatlarla hayata geçirebilirsin. Başka çaren yok.”
Batı ise tedirgin. Bir asra yakın bir zamandan beri eline geçirdiği İslam ülkelerindeki kontrol ve yönetme nimetinin yavaş yavaş elinden kaydığının farkında. Uyutulan devin, yer yer uyanma işaretleri vermesi onun uykusunu kaçırtıyordu. Çözüm arayışı içerisinde gizli istihbarat servislerinin Orta doğu ve diğer İslam ülkelerindeki uzmanları ise gittikçe hız kazanan radikal İslami gelişmelere, doğrudan karşı çıkmanın ters tepki meydana getireceğini, bunun yerine ‘’Paralel Müslümanlık’’ çizgisinde yalancı bir İslamcılık, yeni tabiri ile ‘’light’’ Müslümanlık için adam bulunmasını tavsiye ediyorlardı.

İşte bu noktada Batı ile Turgut Özal’ın çizgileri üst üste geliyordu. Turgut Özal kendi mantalitesi için ANAP’ da görev aldı. Batı ise kendi hesaplarına en uygun çözüm getirdiği için ANAP’ı bütün gücü ile destekled. Neticede, Özal hükümeti döneminde bir bakanlığın müsteşarlığını yapan hala bir sağlık biriminin de müdürlüğünü yapan bir kardeşimiz o zamanlar çok çarpıcı bir tespit yapmıştı.‘’ İç ve dış menfaat çetesine % 70 hizmet ediyoruz, % 30 da ancak Müslüman’a hizmet ediyoruz. Bu çeteye ama yine de yaranamıyoruz’’. Nitekim, memnun olmadıkları bakanları ve kadrolarını ileriki dönemde yine Özal’a değiştirttiyorlardı.

Hafızalarımızı yoklayarak Özal dönemini özetlemeye çalışırsak ;
1-Faiz kazancına ‘’Nema’’ adı verilerek, yaygın hale getirildi.
2-Faizcilik teşvik edilerek her köşe başında, milleti dolandıran bankerler türetildi.
3-Kazı kazan, loto vs. gibi yeni kumar düzenleri eskilerine eklenerek, her köşe başında halk kumara teşvik edildi.
4-İhracatı teşvik ediyorum diye, naylon ihracatlarla devletten haksız kdv iadesi alma olayları skandal boyutuna çıktı.
5-TV kanalları teşvik edilerek , toplumun ahlak ve aile yapısı berhava edildi.
6- ‘’Benim memurum işini bilir’’ espirisi ile devlet bürokrasisinin kılcal damarlarına kadar sızan rüşvet illeti adeta teşvik edildi.
7-İthalat alabildiğine libere edilerek, yatırımcı kösteklendi. Bütün pazarları yabancı ülke ürünleri adeta işgal etti.
8-En mühimmi, Batının menfaatleri yeniden garanti altına alındı. Irak işgal planının ilk hamlesi olan ‘’Körfez Savaşı’’ bu dönemde başlatıldı. Bütün üsler Amerika’nın emrine tahsis edildi. İncirlik üssü, yıllarca PKK’ya yataklık yaptığı halde ‘’ÇEVİK GÜÇ ‘’ tabir edilen ABD’nin kayıtsız şartsız emrine verildi.
9- Kız İmam Hatip Liseleri kapatılarak kız, erkek karışık sınıflar oluşturuldu.
10-Üniversitelerdeki başörtü problemini çözecek kanun çıkartıldığı halde anayasa mahkemesinin sudan sebeplerle kanunu iptal etmesine sessiz kalındı.
11-İslami faaliyetlerde tehdit olarak kullanılan 163. Madde iptal edilirken,aynı fonksiyonu ifa edecek durumda olan 312 ve 313.cü maddeler yerinde bırakıldı.

Velhasıl Özal döneminde Müslümanlara rahat nefes aldırabilecek sadra şifa ciddi bir faaliyet gerçekleştirilemedi. Özal sona doğru hayal sukutuna uğradı mı? bilinmez. Ama ben pişman olduğu duygusu içindeyim. Ve sonunda da zehirlenerek öldürüldüğü kanaatini taşıyorum. Ve sonuçta ANAP ve ÖZAL batının özellikle de ABD’nin Ortadoğudaki menfaatlerini ve ileriye dönük korkunç projelerinin başlatılmasında kullandığı taşeron bir firma ve şahıstan öteye geçemedi.
Yıl: 2003 HAYATIN İÇİNDEN
Hayat İman ve Cihattır. Allaha emanet olunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.