İSLAMDA İDARE VE TEŞKİLATÇILIK

kuranxDr.H.K.BÜYÜKÖZER

Yüce Allah(cc)’a hamd, Peygamberine (sav) al ve ashabına salat u selam olsun.

Konumuza girmeden önce, konumuzun muhatabı olan, insan üzerinde biraz duralım.

İnsanı en iyi tanıtma yetkisi, şüphesiz onu yaratana ait olacağı cihetle, Allah (cc)’in ayetlerine bakalım:

“Gerçekten biz, ademoğullarını diğer hayvanlar üzerine üstün kıldık”(İsra 70)

“Gerçekten insanı en güzel bir şekilde yarattık”(Tin 4)

“O vakti hatırla ki, Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde hükümlerimi yerine getirecek bir halife yaratacağım” demiş” (Bakara 30)

“Ey insanlar ,sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık. Hem de sizi soylara ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız” (Hucurat 13)

İnsanı en güzel,  en üstün vasıflı ve halife olarak yaratan Cenabı-ı Hak insanoğlunu ancak toplum halinde yaşayabilecek fıtri, ruhi ve maddi şartlar içersinde bırakmıştır. Bu sebeple sosyoloji ilmi ile uğraşanlar, insanı toplumsal bir varlık olarak tarif etmekte hiçbir beis görmemişlerdir.

Demek ki insan dünya hayatı boyunca günlük yaşantısını devam ettirmek ve ihtiyaçlarını gidermek hususunda diğer fertlerle işbirliği içersinde bulunmak zorundadır. Bu işbirliği çalışmaları esnasında yine fıtri olan menfaat duygusu insanları birbirleriyle mücadeleye sevk etmiştir. Bazen bu mücadeleler tarafların menfaatlerini tamamen alıp götürdüğünden, insanlar aklın yardımıyla aralarında iş bölümü gereğini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Ve yine insanlar menfaatlerin taksimi, menfaatlerin sağlanıp korunması hususunda da kendisinden daha yetenekli olduğuna inandığı bazı fertlere bağlanma mecburiyeti hissetmiştir. Böylece insanların idare edilmesi meselesi fıtri bir keyfiyet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Toplumun insan için hangi şekilde olursa olsun bir zaruret , idarenin de toplum için bir zaruret olduğunu tespit ettikten sonra  bu idare sisteminin de muntazam olarak yürüyebilmesi için bir başa bir reise ihtiyacı olduğunu belirtmiş olalım. Çünkü ancak bu baş sayesinde, insanların idareye uymaları onu çiğnememeleri, karışık bozuk düzensiz, ölçüsüz, güç ve sıkıntılı bir hayata düşmemeleri mümkün olabilir. Bu bakımdan ne şekilde olursa olsun, insanların  isteyerek veya istemeyerek itaat ettikleri bir başın bir otoritenin bulunmadığı bir cemiyet var olmuş sayılmaz. Bu meseleyi İmam Maverdi “Ahkam-ı Sultaniye isimli eserinde şöyle dile getirmektedir.”Akıl sahibi insanların tabiatlarında kendilerini alıkoyacak, aralarındaki ihtilafı ve anlaşmazlıkları halledecek bir lidere teslim olma meyli vardır. Eğer cemiyette idareciler olmasaydı halk karışıklık,  bayağılık, vahşet ve haksızlık içinde kalırdı.”

Bu zaruretten dolayıdır ki: “üç kişi safere çıktığında içlerinden birini emir tayin etsinler.” “Aralarından birini emir tayin etmedikçe üç kişinin çölde bulunmaları helal olmaz.”

Cemiyetteki idare siteminin önem ve zaruretini belirttikten sonra , ferdin toplum karşısındaki durumu üzerinde duralım. Yazımıza başlarken mealini belirttiğimiz ayet-i kerimeye göre Cenab-ı Hak insanoğlunu soy soy , kabile kabile çok sayıda cemiyetler halinde toplaya gelmiştir. Bu cemiyetlerin her birinde insanlar farklı davranış ve farklı alışkanlıkları göstermektedirler. Bu davranış ve alışkanlıklar  Allah’ın ölçülerine uyduğu gibi , uymadığı cemiyetler ortaya çıkmaktadır. Neticede toplumların idarelerinin o cemiyetlerin birer özeti durumunda olmaları sebebiyle kötü veya iyi idare sistemleriyle karşı karşıya kalabilecek insanın durumu ne olacaktır?

İnsan yaşadığı cemiyetin tesiri altında kalan bir varlıktır. İçinde yaşadığı cemiyetin iyi veya kötü olmasına göre insanın da şahsiyeti değişmektedir. Nitekim Peygamberimiz(sav) hazretleri bir hadisi şeriflerinde “Her doğan insan İslam fıtratı üzerine doğar. Onu Yahudileştiren ve hristiyanlaştıran  ana ve babasıdır” buyurmuştur. İyi ve kötü insan olma bakımından ferde ana-babanın dolayısı ile çevrenin cemiyetin büyük tesiri vardır. Ayrıca “Üzüm üzüme baka baka kararır” atasözümüz bu gerçeği vurgulayan bir mana taşımaktadır.

O halde ;

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”(Zariyat 56)

“İyilik etmek ve takva üzerine yardımlaşın.Günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın”(Maide 2)

“İnanan erkek ve kadınlar, insanlara iyiliği emrederler.(onları) kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar” (Tevbe 71)

mealindeki ayet-i kerimler ve ;

“Kim İslama göre fena bir şey görürse onu eli ile düzeltsin. Eli ile yapmazsa dili ile düzeltsin. Dili ile de yapamazsa kalbi ile buğzetsin. Bu sonuncusu imanın en zayıfıdır”

“İslamın iyi gördüğünü yaptırmak, İslamın fena gördüğüne mani olmak, haksızlık yapana mani olmak, zalime hakkı ve doğruyu sevdirmek, onu Haktan dışarı çıkarmamaya vallahi mecbursunuz. Eğer böyle yapmazsanız, kötülerinizi, iyilerinizin kalbleri ile birbirine karıştırıp onları nasıl lanetledi ise sizi de lanetler” hadisi şeriflerinin ışığı altında rızasını talep eden kulundan yapmasını istediği emirleri yerine getirebilmesi için Cenabı Hak’ın kuluna vazifeler yüklemekte olduğu anlaşılmaktadır. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi cemiyetin tesiri altında kalabilen bir ferdin kendisini koruyabilmesi için ister istemez cemiyet için ıslah çalışması yapması zarureti ortaya çıkmaktadır.

Müslüman bir cemiyet olmadıkça, İslami tarzda huzur veren bir mahiyeti bulunmadıkça Müslümanın kendi hayatını tam olarak  İslami şekle sokması hemen hemen imkansızdır. Eğer Müslümanın yaşadığı cemiyet tam bir gayri İslami cemiyet ise böyle bir toplumda yaşayan bir Müslümanın İslami hayatı tam manasıyla ortaya koyması mümkün olamaz. Bu sebepten Müslüman önce bütün gücü ile içinde yaşadığı cemiyetin gayri İslamiliğini yok etmeye çalışacak aciz kalırsa o zaman İslami bir cemiyete göç etmek zorunda kalacaktır. Kuran ı Kerim’de Zariyat süresinin 56.cı ayeti bu konuda açık bir hüküm getirmektedir.

Demek ki insanın Müslüman olarak yaşabilmesi için sağlam bir cemiyete dürüst ve doğru idarecilere ihtiyacı vardır. Müslümanlar bu şarlara sahip olmadığı takdirde elde edinceye kadar mücadele etmek zorundadırlar. Bu hususta aciz kalırsa o zaman da hicret etmelidir.

Kendisini kurtarabilmesi için başkalarını kurtarmak mecburiyeti Müslümana içinde yaşadığı cemiyeti ıslah etme mesuliyet ve mecburiyetini yüklemektedir.

Bu ağır vazifenin ifası için de İslam topluluğundaki fertlerin kendi aralarında işbirliği yapmaları emr olunmuştur. İşte Maide süresi 2. Ayet-i kerimesi bu hususu açıkça ortaya koymaktadır:

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın..”

Allah (cc) ın rızasına nail olmak isteyen bir Müslüman kendisini ıslaha mecbur olduğu gibi cemiyetin ıslahından da sorumludur. Sebeplerini yukarıda belirttiğimiz gibi ferdin temiz ve İslami bir hayat yaşayabilmesi için çevrenin de temiz ve İslami olması gerekmektedir. Müslüman hak yolda cemiyeti ıslah için çalışmak suretiyle kendisini ve cemiyeti mahvolmaktan, dünya ve ahiret cezalarından, sıkıntı, darlık, endişe ve zillete düşmekten ancak kurtarabilir.

Bütün varlığıyla İslam davası yolunda yürümeye azmetmiş bir Müslümanın hedefleri ne olmalıdır? Sualine kısaca 4 maddede cevap verebiliriz:

  1. Allah (cc)ın      devleti kurulmalıdır
  2. Resulüllah      (sav) efendimizin sünneti ihya edilmelidir.
  3. Ümmet-i      Rasul arasında ittihad(birlik) sağlanmalıdır.
  4. Yeryüzü      tamamen Allah (cc) ın emrine boyun eğinceye kadar cihad yapılmalıdır.

Müslüman bulunduğu cemiyette Allah ın hükümleri hakim oluncaya kadar azimle çalışır gayret eder. Sonra da Allah (cc) nizamının gölgesinde yaşar. Bugün için Müslümanların bunları yapmaktan başka çaresi yoktur. Bu gayeye ulaşmak için yola çıkmakla mükellef olan Müslümanlar aynı zamanda aklın gereği olarak birbirleriyle işbirliği yapmak zorundadırlar. Bu işbirliği mecburiyeti belli bir disiplini, disiplin idareyi, idare de teşkilatçılığı zaruret haline getirir.

“İslam’da belli bir idare sistemi belli bir teşkilat anlayışı var mıdır?

Sualine cevabımız elbette ki vardır olacaktır. Zira cihanşümul bir nizam olan İslam, insan hayatının her yönünü kapsamaktadır. Bunun tabii bir neticesi olarak da İslamda idareye mahsus bir sistem ortaya koyacak tarzda kaide ve hükümler mevcuttur. Biz Kuran-ı Kerimde meşveret karşılıklı danışma (istişare) idarecilere itaat olunması, Allah (cc) indirdiği hükümlerle insanların idare edilmesi gibi emirlerle karşılaşıyoruz.

Peygamberimiz (sav) in de bir araya geldiklerinde velevki 3 kişi dahi olsalar aralarında bir emir bir idareci seçmelerini ve bu idareciye  Allah (cc)’a karşı gelinmeyen hususlarda itaat etmeleri gerektiğini bizlere tebliğ ettiğini biliyoruz.

İslam alimlerinin fıkıhçıların içtihatlarında devlet ve idareciliğe ait pek çok kaide mevcuttur. İslamın kendine mahsus bir idare sistemi vardır ve tarihte parlak örnekleri mevcuttur.

İslamdaki idare ve teşkilat mekanizmasının unsurlarını şöyle sıralayabiliriz.

Emir, şura meşveret, itaat ve disiplindir. Hz. Peygamber (sav) ın “Kim biat etmeden ölürse cahiliyet  ölümü üzerine ölmüş olur” hükmünü Müslümanların hiçbir zaman unutmamaları ve bunu ölmeden önce mutlaka yerine getirmeleri gerekir. Her bir ferdin “Allaha isyan olan yerde mahluka itaat yoktur” ölçüsü çerçevesinde, biat ettiği lidere, Müslümana yaraşır bir disiplin içerisinde itaat etmesi şarttır. Ancak bu şekilde İslami bir teşkilatın varlığından söz edilebilir. Günümüzdeki Müslümanlar itaat duygularını geliştirmedikçe dağınıklıktan kurtulmaları imkansızdır. Cenab ı Hak cümlemizi liderine Allah (cc) ve Rasulu (sav) rızası yolunda itaat eden ve İslami teşkilat içinde disipline riayet ederek kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmeye çalışan kullarından eylesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.