“İdfa’ billetî hiye ahsen – kötülüğü iyilikle karşıla”

Dr. Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER

Son zamanlarda Müslümanların birbirleri ile olan beşeri ilişkilerinde çoluk çocuk, anne baba, Karı koca, patron işçi, müdür memur, doktor hasta, öğretmen talebe….Bu ikilileri daha da çoğaltabiliriz. Bu ikililerin içerisinde hepimiz varız. Birbirimize küskün, kırgın hatta düşman duygular içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Biz böyle değildik. Böyle olmamalıydık. Bize ne oldu da böyle olduk? Bundan kurtulmak için bir çözüm yok mu? sorularına kendimce cevap arama hazırlığı içerisinde iken, Doç.Dr. Fethi GÜNGÖR kardeşimin gönderdiği son yazısı adeta, ancak bu kadar tavaffuk olur dedirtecek cinsden bir yazı oldu. Aynı duyguları paylaşmışız. Üstelik Mahsun, mazlum ve muhacir Suriye’li mütefekkir kardeşimiz Cevdet Said kardeşimizin de aynı duyguları paylaştığı yazısından alıntılarını içeriyordu. Ben ufak tefek eklemelerle bu yazıdan bazı cümle ve pasajları alıntılayarak bu yazımı tamamladım. Böylece, müştereken temel aldığımız ayet i Kerime ile başlıyorum.

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”(Fussilet 34)

Düşmanı samimi bir dosta dönüştüren tılsımlı şey nedir? İşte o, kötülüğe iyilikle karşılık vermektir diyor Rabbimiz. Ancak, insan kötülüğü iyilikle savuşturmaya ne vakit muvaffak olabilir? Bunun bir şartı olsa gerektir. İşte bu şart; bu ayeti Kerimenin ruhaniyetine sahip olabilmekten geçer diyorum.

Bu konuyu açıklığa kavuşturabilmek için hayatımızdan, çok yakınımızdan örnekler verebiliiz. Bu zamanda aile içinde ebeveynler çocuklarının saldırganlıklarını, anlayışsızlıklarını, ezalarını iyilikle savuşturabilmekten başka bir çarenin kalmadığını görebilmelidir. Kucağında taşıdığın küçük bir çocuk yüzünü tırmalayabilir. Büyüyünce bunu sözleri ile, davranışları ile manen yapabilir. Ama onun bu davranışı senin düşmanlığına, nefretine ve aynı şekilde tepki vermene yol açmamalı. Yaramazlık yapan çocuğa düşman muamelesi yapmanın nasıl yanlış bir davranış olduğunu idrak ediyorsan, bu örneğin daha geniş katmanlara taşınabileceğini de idrak edebilirsin. Senin anlayışın başkalarına göre daha yüksek olursa, onların düşmanlıklarını, aynen çocuktan daha yüksek bir mertebede olan biri olarak onun yaramazlığını, şefkat ve merhamet ile karşılayan müşfik bir baba gibi sevgi dolu bir eğitimci veya sevecen bir yönetici olarak da karşılayabilirsin. İşte bu şekilde ilim ve anlayış sayesinde yükselerek; muhatabın olan insanlara, bir babanın yaramaz çocuğuna baktığı gibi bakmaya başlayabilirsin.

Ancak insan en güzel olan karşılığı verebildiği zaman; filozofların, sufilerin ve büyük politikacıların yükselemediği mucizevi bir şeye ulaşmış olur. Bu, meleklerin ‘insanın yaratılış projesi’ne itiraz ettikleri zaman bilmedikleri ilimdir. Bu ilim, Allah Teâlâ’nın şu âyette söz konusu ettiği ilimdir:

“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.” (Bakara 2:30).

Bu ilim, yolsuzluk yapmayı ve kan dökmeyi, insanları ifsat etmeyi, hasedi, kini ortadan kaldırma ilmidir. Ne kadar büyük, saygın ve itibarlı olurlarsa olsunlar gafillerin gafleti ve yanlış yapanların hatası yüzünden sen yolunu şaşırmamalısın. Zira sen, engeli aşabilecek ve ilim mertebesine yükselebilecek, böylece herkese değer katabilecek muazzam bir öz taşıyorsun.

“En güzel karşılığı verebilmek” aynı zamanda bir eğitim sürecidir. ‘En güzel karşılığı verme’ emri ile hareket eden birini görürsen bil ki onun ilmî mertebesi çok yüksektir. Siz de İlmi talep edin. Allah’ın kâinatı emrine verdiği kullarından olmak istersen Allah’ın yasasını kavramalısın, böylece Allah ile tanışmış ve O’na yakınlaşmış olursun.

Sen, kötülüğü en güzel şekilde sav. Onların nitelendirmekte olduklarını Biz, çok daha iyi biliriz” (Müminûn 96). “İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, “O bir büyücüdür”yahut “bir delidir” demiş olmasınlar.” (Zariyat 52). Çünkü kendi akıllarınca bu elçiler insanlardan akıl dışı şeyler istiyorlardı.

Günümüzde insanların çoğunluğu, kötü kişiye iyilik ile karşılık vermenin onun kibrini, azgınlığını ve kötülüğünü artıracağını düşünmektedir. Durum böyle olunca, bu âyeti bilmelerine, hattâ ezbere okumalarına rağmen, kalplerinde yer eden düşünce; ‘en güzel şekilde karşılık verme’nin akıl ve mantık dışı bir seçenek olduğu yönündedir. Peki iyiliği nasıl anlamalıyız? İyiliğin akıl ve mantığa aykırı olmadığını nasıl kavrayabiliriz? İyilik yönteminin hayattaki en münasip ve en doğru davranış şekli olduğu bilgisine nasıl yükselebiliriz?

Mallarını Allah yolunda infak edenler, toprağa bir buğday tohumu ekmiş gibi olurlar. O tohum yedi başak bitirir. Her başağında yüz dane olur…” (Bakara 261).

“Kötülüğü iyilikle karşıla” âyeti çerçevesinde modern sosyoloji ve psikoloji bilimleri alanında uzun araştırmalar yapılmalı ve bu araştırmaların sonuçları okullarda ders olarak okutulmalı, bu sonuçlara ilişkin çalıştaylar ve uygulamalı eğitimler yapılmalı, öykü yazıları yazılmalı, diziler ve filmler çekilmeli, benzer etkinliklerle bu yasanın anlaşılması sağlanmalıdır.

İyilik modelinin uygulanması özel durumlar gerektirmez. Kötü ile iyi aslâ eşit olmaz. Âyet, kötülükten kaçınmamızı ve kötülüğe en güzel şekilde karşılık vermemizi emretmektedir. Bu davranış modeli evde, iş yerinde, kamu sektöründe ve siyaset alanında rahatlıkla uygulanabilir. Âyet, bu davranış modelinin sonuçta düşmanı bile yakın bir dosta dönüştürme garantisi vermektedir.

Sonradan gelecek olanlar şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanıp güvenmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı bir kin oluşturma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatlisin ve ikramın boldur.” (Haşr10).

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.